çeşitli mistik ekollerde aynı anlamı taşımaz veya aynı şekilde yapılmazlar. Eski Mısır ve eski
Yunan gibi birçok eski kültürde rüya görme doğaüstü bir iletişim veya ilahî bir müdahale
olarak kabul edilmiş olduğundan, rüyaların içerdiklerine inanılan mesajlar birtakım yöntemler
kullanılarak çözülmeye çalışılmıştır. Eski Yunanlılar inşa ettikleri Asklepion denilen tapınak
veya sağlık sitelerinde rüyaların yorumlanmasını da içeren çeşitli psikolojik çalışmalarda
bulunmuşlardır. Bazı kızılderili kabilelerinde olgunlaşma ayinlerinde kişi bir rehber rüya
görene dek oruç tutmak ve dua etmek zorunda bırakılırdı. Günümüzde de çeşitli psikoloji
ekolleri rüyaların anlamlarına ilişkin çeşitli varsayımlar ortaya atmışlardır. Rüya yorumu 19.
yy.’ın sonlarından itibaren psikoanalizin bir parçası olmuştur.
Rüya yorumu, rüya türlerinden yalnızca “amaçlı rüyalar” ya da diğer adıyla “haberci rüyalar”
grubuna giren, bir mesaj taşıyan rüyalardaki işaret dilini çözme çalışmasına verilen addır.
Haberci rüyalar, bir amaca yöneliktir, amaçlı bir düzenlenme vardır. Kişinin fizyolojik-
patolojik durumuyla ilgisiz olup, insanın olağan halde bilmediği imaj ve bilgiler içerirler.
Uykunun her aşamasında oluşabilirler ki, bir amaç ve plan üzere meydana geldiklerinden,
amacın yerine gelmesi için uykunun en uygun aşamasında oluşurlar. Haberci rüyalar,
kaydedildikleri gibi, ruhta sürekli ve derin izler bırakırlar. Hatta bazen aylarca ve yıllarca
unutulmazlar.
Amaçlı veya haberci rüyalar da semboller içerip içermemelerine göre, kendi içlerinde iki
gruba ayrılırlar:
1- Az çok görüldüğü gibi gerçekleşen veya bilgilerin açık biçimde verildiği haberci
rüyalar. Bir sembolizm içermeyen bu tür rüyalar çok nadir olarak görülürler.
2- Sembolizm içeren haberci rüyalar. Bu tür rüyalar sembolizm içerdiğinden kişinin kendi
çabasıyla çözmesi gereken rüyalardır.
Sembolizmin haberci rüyalardaki ve vizyonlardaki nedeni şöyle açıklanır: İnsanoğlunun
sembolleştirici bir özelliği vardır. Zihne “anlamlar” halinde gelen “tesirler” insan zihninde,
ister istemez fiziksel alemin bir özelliği olan imajlara bürünmek zorunda kalırlar ki,
bürünecekleri imajları da “tesir”i alan insanın şuuraltı dağarcığından elde ederler. Tesir
ne kadar yüksek ya da süptil bir kaynaktan gelirse gelsin, alıcı kişinin kapasitesi, şuuraltı
imajları, şuuraltı dağarcığı tesirin özgün halini kaybetme derecesi ve kısıtlanması açısından
çok önemli bir rol oynar. Kaynağından “anlam” olarak inmeye başlayan tesir onu alan insanın
zihninde imaj olarak belirene kadar bir sürü değişim ve dönüşüm geçirir. Kısaca tesirler, insan
zihninde yer ederken, ister istemez o insanın şuuraltı dağarcığındaki imajlara dönüşürler ve bu
dönüşüm sırasında birtakım sembollere bürünmüş olurlar.